Acıyla Büyümek

Acıyla Büyümek

Hangimiz duygusal bir yük taşımayız ki? Beraberinde korku, kaygı, suçluluk, utanç veya üzüntü getiren yükler. Hepimiz içimizde, küçük de olsa bir acı barındırırız; bir kayba, sevilmemeye, çaresizliğe işaret eden bir acı.

Deneyimlediğimiz travma verici yaşantılar, bizi derinden yaralar. Yaşamda bulduğumuz anlamı yitirebilir, çevremizin güvenilmez ve adaletsiz olduğuna inanmaya başlayabilir, kendimizi değersiz hissedebilir, öfke ve nefretle dolabilir ya da yaşama tamamen küsebiliriz. Başkalarıyla sağlıklı ilişkiler kurmakta güçlük çekebilir, amacımızı ve inançlarımızı kaybedebilir ya da kimlik karmaşasına düşebiliriz. Ancak aslında bu tablo, yaşadığımız zorlu ve acı verici deneyimlerin sadece bir yönünü yansıtıyor. Evet, travma verici deneyimler gerçekten derin, bazen de kalıcı yaralar açabilir. Fakat onlarla mücade etmek, bizi aynı zamanda büyümek için zorlayabilir ve bunun sonucunda yaşamda daha farklı amaç ve anlamlar bulabilir, güçlenip daha sağlam bir bireye dönüşebiliriz.

Travma sonrası büyüme dediğimiz şey, oldukça zorlayıcı yaşamsal krizlerle mücadele sonucunda ortaya çıkan pozitif değişime işaret eder. Acı, bizi olumlu yönde değiştirebilir. Çocuğunu kaybetmiş bazı ebeveynlerin, yaşadıkları acıyla ve zorluklarla mücadele sonucunda başka ailelere yardım ederek anlam bulduklarını; kanser teşhisi konan bazı bireylerin ilişkilerinin yaşamda en önemli şey olduğunu fark ettiklerini ve onlara daha fazla yatırım yapmaya başladıklarını; yine sevdiği bir yakınını kaybetmiş bazı bireylerin başkalarına daha fazla şefkatle ve empatiyle yaklaşmayı öğrendiklerini; iflas eden veya uzun süre işsiz kalan bazı bireylerin, daha önce fark etmedikleri bazı içsel güçlerini fark ettiklerini, örneğin direnç ve azimlerini görerek ve kullanmaya çalışarak yaşamda kendilerine yeni amaçlar koyduklarını, minnet güçleri ile sahip oldukları küçük şeylere dahi minnet duyduklarını görüyoruz.

Aslında çoğumuz düşündüğümüzden daha sağlamız. Acı verici veya yıkıcı bir deneyimden sonra pek çok çoğumuz zamanla toparlanma gücüne sahibiz. Elbette kapanmayan veya zor kapanan yaralar var; elbette her travma yaşayan aynı tepkileri vermeyecektir. Bazılarımız daha güçlüyken, bazılarımız için ayağa kalkmak daha uzun sürebilir ve çok daha zor olabilir. Ancak psikolojik sağlamlık öğrenilebilir ve geliştirilebilir.

Peki nasıl? Her yaşam olayını tehdit olarak algılamaktansa, olumsuz yaşantıları fırsat olarak görmeyi öğrenmek; anlam ve amacı sadece tek bir şeyde (veya tek bir insanda) bulmadığımızı ve pek çok şeyde anlam yaratabildiğimizi bilmek; tüm yaşamımız boyunca bize rehberlik ederek, değişen duygularımızla başa çıkmamızda yardımcı olacak duygu düzenleme becerileri geliştirmek; zorluğu ve acıyı ittirmek yerine, yaşamın doğal bir parçası olarak kabul etmek ve kendimize insan olma izni vermek; etrafımızı, başımız sıkıştığında veya kötü hissettiğimizde kendimizi açabileceğimiz ve bize elini uzatacak insanlarla doldurmak; bir cebimizden minneti bir cebimizden rasyonel iyimserliği eksik etmemek…

Bunları yapmak için acının gelmesini beklemeyin. Yaşamınızı psikolojik sağlamlık becerileri ve kaynaklarıyla besleyin, güçlendirin. Bunlar, zorluk kapımızı çaldığında kolayca başvurabilmek için. Ancak bunlar, zorlukları, acı çekmenizi ve belki de düşmenizi engellemeyecek. Ancak zorluklar karşısında daha sağlam kalmanıza, ayağa kalkmanıza, acının içinden bilgelikle çıkmanıza yardımcı olacak.

Ne kadar istesek de hiçbirimiz yaşamı acısız atlatamayız. Bu nedenle yapılması gereken, acının varlığını kabul etmek, ona direnmek yerine onunla mücadele etmek ve bu sırada büyümeye çalışmak; yani iyi acı çekmeyi öğrenmektir.

Bu yazı 02.06.2019’da Milliyet Pembenar’da yayınlanmıştır.