İyimserlik Güzeldir, Gerçekçi Olduğu Sürece

İyimserlik Güzeldir, Gerçekçi Olduğu Sürece

Dürüst olmak gerekirse çok iyimser birisi sayılmam. Belki hayal kırıklığına uğramaktan korktuğum için kendimi savunma isteğimden, belki de genel kişilik yapımdan… Ancak yaşama çoğunlukla olumlu bir pencereden bakan, iyi şeylerin olacağına inanan insanları hepimiz biliriz. Belki siz de onlardan birisiniz.

İki meslektaşımla birlikte yakın zamanda Encyclopedia of Personality and Individual Differences’ta yayınlanmak üzere hazırladığımız bir kitap bölümü için iyimserlik konusunu enine boyuna inceledik. Yazdığımız bu bölümden seçtiğim bazı önemli noktaları sizler için derledim.

Gerçekçi bir iyimserliğin pek çok faydası var.

Bir kişilik özelliği olan iyimserlik, gelecekte iyi şeylerin olacağına dair genel bir beklentidir. Yani kişi sorunlar veya zorluklar da yaşasa, başına kötü şeyler de gelmiş olsa, geleceğe olumlu bakar ve iyi şeylerin meydana gelebileceğine inanır. İyimserler de sorunları görür; ancak nispeten daha kötümser olanlara kıyasla iyimserler, iyi şeylerin olabileceğini daha çok düşündüğü için daha aktiftirler ve eyleme geçmeyi bilirler. Böylece ellerinden geleni yapmaya ve sorunun çözümüne katkıda bulunmaya çalışırlar. Nispeten kötümser olanlar ise zaten gelecekte iyi şeylerin oluşabileceği beklentisinde olmadıkları için eyleme geçmemeyi ve sorumluluk almamayı seçer.

Pek çok araştırma, iyimserliğin fiziksel sağlığımıza olan etkisini açıkça ortaya koyuyor. İyimser hastalar kötümserlere oranla daha az acı çekiyor, daha hızlı iyileşiyor ve günlük aktivitelerine daha hızlı dönebiliyor. İyimser bireylerin bağışıklık sistemlerinin de daha iyi olduğunu biliyoruz. İyimserlik ayrıca mutluluğumuzla da olumlu ilişkili. İyimserler daha kaliteli bir yaşam sürüyor, yaşamdan daha fazla doyum alıyor ve stresle başa çıkmak için daha fazla çaba harcıyor. Kötümserlik ise depresif belirtiler, yalnızlık ve hatta intihar düşünceleriyle ilişkili. Bunun yanında iyimser insanların daha çekici olarak algılandığını gösteren bazı araştırmalar da var. Ayrıca iyimserler ilişkilerinden daha fazla doyum alıyor, daha yapıcı iletişim kuruyor ve çatışmaları daha iyi çözüyor.

 Gerçekçi iyimserliği hatalı iyimserlikten ayırmak gerek.

Gelelim gerçekçi iyimserlik ve kör, yani hatalı iyimserliğe. Gerçekçi bir iyimserlikle sürekli pozitif düşünmek arasındaki ince çizgiyi iyi çizmek gerekir. Gerçekçi iyimserler her şeyin ne kadar muhteşem gittiğini veya ileride her şeyin iyi olacağını tekrarlayıp durmaz. Olumsuzlukları da görür; ancak onlarla başa çıkmak için aktif olarak bir şeyler yapmaya isteklidir. Hatalı iyimserlikte ise “her şey çok iyi olacak” tadında bir yaklaşım vardır. Bu yaklaşımla birlikte kişi rasyonellikten uzaklaşır. Hatalı iyimser “Sorun edecek, endişelenecek hiçbir şey yok, her şey güzel olacak” derken, gerçekçi iyimser ise “Bu sorun gerçekten de hoş değil, bize zarar verebilir. Ancak doğru adımlarla ilerlersek bunu çözmek için yol kat edebiliriz”, der.

Hatalı iyimserlik hem bizi tehlikelere açık hale getirebilir hem de başkalarına zarar vermemize neden olabilir. Ayrıca başkaları acı çektiğinde, yalnızlık veya öfke hissettiğinde bu duyguları ifade etmelerine izin vermemizi de engelleyebilir. Öyle ya, sürekli olumlu düşünen ve olumsuzlukları görmemeyi seçen insanların yanında gerçek (olumsuz) duygularınızı ifade etmekten çekinir hale gelebilirsiniz. Onlar her şeyi toz pembe görürken üzülmek utandırır belki de sizi.

Yaşamın sadece iyi taraflarına ve başımıza gelen iyi olaylara bakmak, olumsuzlukları görmezden gelmek ve gerçekleri göz ardı etmek, pek çok olumsuzluğa hazırlıksız yakalanmamıza neden olabilir. Küçük sorunlar görmezden gelindiğinde veya kabul edilmediğinde büyüme ve yayılma eğilimi gösterebilir. Bazı riskli davranışları düşünün. Şayet gerçekçi bir iyimser değilsek ve her şeyi toz pembe görüyorsak, sağlığımızın bozulmayacağına inanıp birtakım kötü alışkanlıkların bize zarar verme ihtimalini de küçümseriz. Örneğin gerçekçi olmayan iyimserliğin kalp krizi riskini artırdığı biliniyor. Bunun nedeni ise bu kişilerin kendi sağlıklarına yönelik bir tehlikenin olmadığını düşünmeleri ve hastalıkları önlemeye yardımcı olan davranışlardan kaçınmaları. Benzer şekilde aşırı iyimser insanlar kötümserlere oranla kumarda kaybetme ihtimallerini daha çok küçümser. Bu tarz bir iyimserlik kısa vadede bizi rahatlatabilir ve haz almaya itebilir; ancak uzun vadede sonuçların kötü olma ihtimali yüksektir. Ayrıca hatalı bir iyimserlik, kendimizden gerçekçi olmayan beklentiler içine girmemize ve “Nasıl olsa başarırım” düşüncesini benimseyip şayet başarısız olursak hayal kırıklığı ve suçluluk deneyimlememize neden olabilir.

Gerçekçi iyimserliği artırmak mümkün.

Bir kişilik özelliği olarak iyimserliğin genetik bir boyutu var. Yani bazılarımızın daha iyimser olmaya doğuştan yatkınlığı var. Ancak çevresel faktörlerin de iyimserliğin veya kötümserliğin gelişmesinde oldukça etkisi olduğu kesin. Örneğin bir yakının kaybı, cinsel veya fiziksel taciz, ebeveynlerin kötü davranışları veya ebeveynlerin boşanması gibi yaşam olayları iyimserliği olumsuz yönde etkilerken güvene, desteğe, sevgiye, kabule ve iyi iletişime dayanan bir aile ortamı ise iyimserliği olumlu yönde etkiliyor.

İyimserlik kişilik özelliği olduğu için nispeten sabit olsa da, uzun dönemde artırılabileceğine ve kötümserliğin de törpülenebileceğine dair araştırmalar da var. Özellikle son yıllarda iyimser bakış açısını geliştirmeye yönelik bazı girişimlerin olduğunu görüyoruz. Örneğin her akşam yatmadan önce o gün iyi giden 3 şeyi yazmak, araştırmalara göre iyimserliği olumlu yönde etkileyen bir egzersiz. Bu 3 şeyin küçük veya büyük olması, önemli görünüp görünmemesi çok mühim değil. O gün iyi bir haber almaktan tutun, yolda işe giderken şirin bir köpek görmeniz ve bunun sizi gülümsetmesine kadar size olumlu gelen her şey olabilir. Bunu her akşam yapmak yerine haftanın bazı günleri yapmanız da mümkün. Kendi yaşam şeklinize uydurmaya çalışabilirsiniz. Ben bu etkinliği yıllar önce, belki de henüz araştırmalara konu olmadığı zamanlarda yapmaya başlamıştım. Bunun için kendime güzel bir defter aldım ve her akşam o gün için iyi giden şeyi (veya birden fazla) yazmaya başladım. Beni oldukça olumlu etkiledi diyebilirim.

Bunun yanında bir başka etkinlikte kendimizi gelecekteki tüm hedeflerimize ulaştığımız şekilde hayal etmemiz ve orada kendimize dair gördüğümüz olumlu resimleri anlatmamız isteniyor. Burada neler yapıyoruz, nasıl biriyiz, neleri başardık, yeni hedeflerimiz neler, kimlerle birlikteyiz… Bu ve benzeri soruları kendimize sorduğumuz bir etkinlik bu. Bu etkinliğin de iyimserliği geliştirmede etkili olduğuna dair araştırma sonuçları var. Ancak bazı çalışmalarda benzer etkinliklerin tam tersine olumsuz duygulara yol açabildiğine dair sonuçlar da var. Bu nedenle dikkatli olmak önemli.

Bunların dışında, düşünce şeklimizde yapacağımız bazı değişikliklerin de iyimserliğin geliştirilmesinde veya en azından daha rasyonel bir bakış açısı geliştirip kötümserliğin azaltılmasında işe yaradığı biliniyor. Örneğin kötümserler başlarına kötü bir olay geldiğinde bunun kalıcı olduğunu ve değişmeyeceğini düşünür. Oysa iyimserler bu kötü olayı kabul eder, ancak eyleme geçerek ve bazı değişiklikler yaparak ileride sorunu çözebileceğine veya bu kötü durumun geçeceğine inanırlar. Ayrıca kötümserler bir hata yaptığında veya başarısız olduğunda kendilerini suçlama ve “ben zaten işe yaramaz biriyim” gibi genellemeler yapma eğiliminde olurlar. Bunun yerine iyimser bir bakış açısıyla bu sefer hatalı veya başarısız olduğumuzu kabul edip, bir sonraki durum için neleri farklı yapabileceğimize odaklanmak, düşüncelerimizle ilgili yapılabilecek çalışmalara örnek olarak verilebilir. Olaylara yüklediğimiz anlamların rasyonel olması için kendimize sorular sormanın da etkili olduğu araştırmalarda ortaya çıkan bir diğer sonuç.

İyimserlik konusu uzun ve göründüğünden daha karmaşık aslında. Önerilerime gelirsek:

  • İyimserliği pozitif düşünce veya Polyannacılıkla karıştırmamalıyız.
  • Umutlu olmaktan vazgeçmemeli, ancak gerçekçi olmanın önemini de unutmamalıyız.
  • Durumun veya olayların ne derece değiştirilebilir olduğunu değerlendirmeli ve adımlarımızı buna göre atmalı, şayet kontrolümüz dışında olan seyler varsa bunu kabul etmeliyiz.
  • ‘Çok’ iyimser olmanın bizim için her zaman en iyi sonuçları getirmeyeceğini akılda tutmalıyız.

Shakespeare’in bir sözüyle bitirelim: “İyi ya da kötü diye bir şey yoktur, düşünce onu öyle yapar.”

 

Bu yazı Gaia Dergi’de yayınlanmıştır.